Bildiri

30/6/2008

Kıskançlık cinayeti ve Töre ve namus!!!

 

Batıdaki kıskançlık doğuda töre cinayeti

30.06.2008

Diyarbakır'ın Bağlar ilçesi Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler, ''Batıda kıskançlık, başka yerde başka bir şey oluyor belki, bizde ise töre cinayeti oluyor'' dedi.

DİYARBAKIR (A.A) - Diyarbakır'ın Bağlar ilçesi Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler, ''Batıda kıskançlık, başka yerde başka bir şey oluyor belki, bizde ise töre cinayeti oluyor'' dedi.

Bağlar Belediyesi, Bağlar Kadın Kooperatifi ve merkezi İngiltere'de bulunan Sigrid Rausing Trust Vakfınca ortaklaşa yürütülen ''Namus Cinayetleri ve Kadın İntiharları Araştırması Projesi''nin raporu açıklandı.

Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler, raporun açıklanması ile ilgili düzenlediği basın toplantısında, çalışmanın sadece kadın ölümlerini değil, ölümden sonra yargının olaya nasıl yaklaştığı gibi konuları ele aldığını belirtti.

Bütün toplumu etkileyen, üzerinde düşünülmesi ve yasal önlemlerin alınması gereken bir olguyla karşı karşıya olunduğunu belirten Özsökmenler, şöyle dedi:

''Yapılan araştırmalara göre, kadın cinayetleri sadece bu bölgede değil. Orta Doğu'da, Afrika'nın birçok yerinde var. Kadına şiddet gelişmiş ülkelerde de var. Çünkü toplum gelişiyor, değer yargıları değişiyor, ama kadına şiddet, biçim değiştirse, incelse de çeşitli kültürlerde farklılıklar kazansa da ataerkil yapının değişmemesi nedeniyle değişmiyor. Batıda kıskançlık, başka yerde başka bir şey oluyor belki, bizde ise töre cinayeti oluyor.''

Özsökmenler, TBMM'de bir soru önergesi üzerine açıklandığını belirttiği rakamları aktararak, ''Namus saikiyle meydana gelen olaylarda Marmara ve Ege bölgeleri yüzde 19 ile başta geliyor. Güneydoğu ise 3. sırada gelmektedir. Dicle Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre ise bu olayların yüzde 23'ü Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde, yüzde 19'u Marmara ve yüzde 19'u Ege Bölgesi'nde işlendiğini gösteriyor'' diye konuştu.

Özsökmenler, kadın cinayetlerinin Güneydoğu'da da yaşandığını görmezden gelmediklerini ve kadın kurumlarının bu olayların üzerinde ciddi bir şekilde durduklarını söyledi.

Toplantıda konuşan DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ise dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de kadına şiddetin yaşam hakkını elinden alacak boyutta olduğunu söyledi.

Toplantıda daha sonra raporu açıklayan Proje Koordinatörü Ayşe Gökkan, 2007 yılı boyunca Diyarbakır ve 13 ilçesinde yapılan ''Namus Cinayetleri ve Kadın İntiharları Araştırması''nda intihar ve namus kisvesi altında işlenen cinayetlere kurban gidenlerin yaşam öykülerini oluşturmaya çalışarak, sonuçtan çok sonuca sürükleyen ilişkiler ağını görmeye çalıştıklarını söyledi.

Araştırma boyunca 35 olay duyduklarını, ancak bunlardan 25'ine ulaştıklarını belirten Gökkan, 25 olaydan 18'inin intihar, 5'inin cinayet ile birer cinayet ve intihar teşebbüsü olduğunu söyledi.

Yaşamını yitiren 23 kadından birinin kardeşi, üçünün ise eşleri tarafından öldürüldüğünü anlatan Gökkan, beşinin tehditle intihara sürüklenme, 13'ünün ise farklı şiddet yöntemleri altında intihar olarak kendilerine yansıdığını ifade etti.

Gökkan, 2 intihar olayında ölen kadınların ailelerinin, kızlarının tehdit edilme ve intihara zorlama şüphesiyle suç duyurusunda bulunduğunu kaydederek, 2 ailenin ise kızlarının tehdit edilerek intihara sürüklendiklerini, ancak dünürlerin tehdidi nedeniyle davayı ısrarla takip edemediklerini söylediklerini aktardı.

Cinayet ve intihar nedenlerinin çeşitli olduğunu kaydeden Gökkan, ''Zorunlu göç, yoksulluk, şiddet, intihara zorlanma, zorla evlendirme, aile baskısı, iftira, sevdiklerine kavuşamama, ailenin adaletsiz davranışları ve bunalım gibi yorumlar yapıldı'' dedi.

Nesrin Savaş Kantarcı

 

16/2/2008

paranoya

Paranoya, nedenleri ve tedavisi

Çoğumuz ara sıra başkalarının bize düşmanca davrandığı duygusuna kapılırız. Ancak paranoyaklar, sürekli olarak komşuları, birtakım garip "yaratıklar"ın tehdidi altında bulundukları hezeyanı içindedirler.

Paranoya, karmaşık bir ruhsal hastalıktır. En çarpıcı belirtileri hezeyanlar ve delüzyonlardır. Paranoyak kişi kötü niyetlilerin kendisine haksızlık yaptığına, eziyet ettiğine inanır.

NEDENLERİ

Paranoya, genellikle bir psikoz, yani akıl hastalığı belirtisidir ve nedeninin kısmen kalıtsal, kısmen de çevre etkilerine bağlı olduğu düşünülmektedir. Araştırmalar, aynı genetik yapıya sahip tek yumurta ikizlerinin ya birlikte paranoyak olduklarını ya da olmadıklarını, oysa farklı genetik yapıları olan çift yumurta ikizlerinde bu birlikteliğin çok daha az olduğunu göstermektedir. Sonuç, bir tür kalıtsal etkinin var olduğu görüşünü desteklemektedir. Öte yandan, belli aile içi ilişki biçimleri ve yaşam tarzları da paranoya olasılığını artırmaktadır. Ancak kalıtsal yatkınlık olmaksızın bu etkilerin paranoyaya yol açma olasılığı düşüktür.

TEDAVİ

Paranoya ciddi bir hastalıktır ve tedavisi hiç kolay değildir. Ne yazık ki, belirtiler genellikle geç fark edilir. Uzun süre hastanın yalnızca kavgacı, huzursuz zor biri olduğu düşünülür. Öteki davranışları olağan ve akla uygun olduğu için, kimse akıl hastalığından kuşkulanmaz. Tam anlamıyla ileri bir durum olan paranoid şizofreni, genellikle psikotrop türü ilaçlarla tedavi edilir. Paranoyak özellikler ortadan kalksa da, hasta sürekli tıbbi gözetim altında tutulmalıdır.

Sözde tehdit

Aşağı yukarı herkes zaman zaman kendisiyle "uğraşıldığı" düşüncesine kapılır. Ama bu geçicidir ve değişen koşullarla birlikte ortadan kalkar. Ancak eğer kalıtsal etken söz konusuysa belirtilerin dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Araştırmalar, anne ya da babaları paranoyak olanların en yüksek risk grubuna girdiklerini göstermektedir. Paranoya, daha çok ileri yaşlarda ve toplumun alt tabakalarından kişilerde görülmektedir. Dikkatli incelemeler, bu ruhsal rahatsızlık ciddileştikçe, gerek hastalığının, gerekse kendisine kötülük edildiği duygularının yoğunlaşması sonucu hastanın, insanlarla yakın ilişkilerden kaçındığını bir gerçektir.

Paranoya, kendi başına pek tehlikeli değildir. Ama daha tehlikeli bir durumun, yani paranoid şizofreninin bir ön uyarısı olabileceği unutulmamalıdır. Kötülük görme duyguları bazen, misillemede bulunma arzusu ya da içinde bulunduğu durumla kendi başına, başa çıkma düşüncesini doğurabilir. Sözgelimi insanların kendisini ve başkalarını radyodan çıkan elektrik dalgalarıyla ele geçirdiğine inanan bir paranoyak, karşı önlem almanın görevi olduğunu düşünebilir ve harekete geçebilir. Ama gerçek bir tehlike olasılığı pek azdır, çünkü hasta kişi aynı zamanda çok tedirgin ve korku içinde olduğundan, tehditleri yalnızca sözde kalır.

BELİRTİLER

Hasta çok canlı sanrılar yaşayabilir, olmayan sesler işitebilir. Günlük olaylara, rastlantılara, başkalarının sıradan hareketlerine, anlattıklarına, kendine ilişkin olağanüstü anlamlar verir. Kulak misafiri olduğu konuşmaların kendisine ilişkin olduğunu, bunun herkesin ona karşı birleşmiş olduğunu kanıtladığına inanabilir. Sokaklarda, rastlantı sonucu birbirine benzer insanlar görse, izlendiği kanısına kapılabilir. Sonuç olarak, paranoyak kişi çoğunlukla korkak, kafası karışık ve çok gergin sinirlidir. Yine de, başka akıl hastalıklarına oranla, düşünme ve öteki zihinsel süreçlerde bir bozulma olmaz. Eziyete, aldatılmaya, haksızlığa uğrama duygusu, epilepside ve amfetamin türü ilaçların alınması sonucunda da görülebilir. 

Delüzyon yargı hatalarıdır

Delüzyon günlük hayatta yanlış bir inancı tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Gerçek dışı, akıl ve mantık yolu ile düzeltilemeyen yargı hatalarıdır. Kaynağı şuuraltı dürtülerdir. Şüpheci kişilerde gelişir. Çeşitleri vardır. Psikolojide ise daha net bir biçimde bir inancın patolojik olduğunu vurgulayan bir terimdir. Delüzyonlar genel olarak nörolojik veya zihinsel hastalık durumunda ortaya çıksalar da belirli bir hastalıkla ilişkilendirilememiştirler. Gerek fiziksel gerek zihinsel birçok patolojik durumda ortaya çıkabildikleri bilinmektedir. Bununla birlikte, psikotik bozukluklarda, özellikle de şizofrenide, teşhis açısından çok önemlidirler.

Kişilik genellikle bozulmaz: Delüzyonel bozukluk, kalıcı ve değiştirilemeyen, halüsinasyonların, disorganize düşünce ve davranışların, anormal affektin eşlik etmediği inatçı, bizar (olması mümkün) olmayan delüzyonlardan oluşur.

Kişilik genellikle bozulmaz. Hastalarda, genelde fonksiyonel kapasiteleri yüksek olmalarına rağmen, aşırı duyarlı ve sürekli tetikte olduklarından sosyal ortamlardan izole olabilirler. Ortalama 40'lı yaşlarda ortaya çıkar.

Uyarı!

Hastanız ile inandıklarının yanlış olduğu konusunda tartışmayın. Halüsine olan hastanın bu durumdan korkmuş olması muhtemeldir. Hastanız ile yaşadığı deneyim hakkında konuşun, O'na inandığınızı bilmesini sağlayın, güvende olduğunu hissettirin. Halüsine iken hastanın ilgisini başka yöne çekmek faydalı olabilir, örneğin bulunduğunuz odayı değiştirin. Evdeki aynaların kaldırılması hastanın gördüğü yansımadan korkmasını engelleyecektir. Televizyonda şiddet içeren ya da rahatsızlık veren görüntüleri izlemesini engelleyin. Hasta televizyon programı ile gerçek hayatı ayırt edemez.

Halüsinasyon ve Delüzyon

Hastalığın seyri süresince halüsinasyon ve/veya delüzyona sık rastlanır. Halüsinasyon, var olmayan ses, koku, tadları duyma, olmayan şeyleri görmedir. Delüzyon ise hastanın gerçek dışı inançlarıdır. Hastanın görme problemi var ise algılama yanlışlıklarına neden olabilir. Bu durum halüsinasyon ile karıştırılabilir.

Alt tipleri

Erotomanik tip: Ulaşamayacağı, genellikle kendisinden üstün konumdaki kişilerin kendisine aşık olduğunu düşünme

Grandiyöz Tip: Çok değerli, güçlü, bilgili ya da meşhur birisi olduğunu düşünme

Kıskanç Tip: Cinsel eşinin kendisini aldattığını düşünme

Persekütif Tip: (en sık görülen tip) Düşmanlık göreceğini, takip edildiğini, tüm davranışlarının izlendiğini, öldürüleceğini düşünme

Somatik Tip: Fiziksel bir kusuru ya da medikal bir hastalığı olduğunu düşünme

Karışık Tip: Birkaç tip bir arada olur.

Tedavi

Hastaların % 30-50'sinde, bozukluk kronikleşir. Farmakolojik tedaviye yanıtları ise, delüzyonları olan şizofreni ya da duygudurum bozuklukları hastalarından daha kötüdür.

Antipsikotiklerle tedavi edilmelidirler, genellikle yüksek dozlara yanıt veririler.

Hastalarda güven eksikliği olduğundan psikoterapi de zordur. Hekime güvenemez.

Ancak, hastaların çoğu bir işte çalışabilirler yaşamlarını daha çok çevrelerine rahatsızlık vererek sürdürürler..

Hasta tehlikeli olduğunda ya da intihar düşünceleri olduğunda psikiyatra gidilmelidir.  

21/12/2007

Patolojik "Narsisist"!

 Narsisist Kişilikliler : " Özsever "

Âşık oldukları, koşulsuz sevdikleri salt kendileridir.

Aşırı kuşkucudurlar. Aşırı alıngandırlar. Aşırı titizdirler. Aşırı kıskançtırlar.

Aşağılık kompleksi ve kendilerine güven duygusu olmaması narsisitlerin tipik özellikleridir.

Acıma duygusu yoktur. Karşı taraf haklı olamaz. Hak kendilerinindir. "Ben yaparım, sen yapamazsın" duygusu hâkimdir.

Amaçlarına ulaşmak için hile ve aldatma yoluna giderler.

Alıcıdırlar verici değil!!!

Büyüklük duyguları taşırlar, başarılarını abartırlar.

Başkalarının kusurlarını mercek altına alırlar.

Başkalarının duyguları önemli değildir. Kendileriyle hesaplaşmaları söz bile olamaz.

Başarıları sayesinde kendisini satabilecektir ve aldatıcı olan da budur. Gördüğünüz güzel şeyler kişinin salt başarısındandır.

Başkalarına göre daha önemli biri olmaları gerektiği için çırpınıp dururlar. İşlerinde başarı sağlarlar. Artık korku ve komlexlerini, kendisine ve karşısındakilere olan güvensizliklerini bu başarının arkasına saklayabilirler, ama yok edemezler. Bu yüzden etrafa güven vermek için rol yaparlar. Bu rolü içselleştirdikleri için dışarıya güvenli biriymiş gibi imaj vermede başarıya ulaşırlar.

Bozuk kişilikli olduklarından: akıl noksanlığı yaşarlar. Zekîdirler ancak akıllı değillerdir!  [Akıl = zekâ+kişilik]

Bölünmüş kişilikleriyle; iç dünyalarında çatışma yaşarlar. Kendileriyle kavgalıdırlar.

Canları sıkkınsa karşısında ki kişinin de canı sıkkın olmalıdır düşüncesini taşırlar.

Çıkarcıdırlar, alıcı da... Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarlarına dönüştürmekte ustadırlar.

Çıkarı yoksa en yakını bile bir hiçtir. Umursamaz bile... Ciddî olguları hiçleştirerek sıyrılmayı becerirler.

Doyumsuz açgözlü olan narsisistler küstâhtırlar. Tehlikelidirler de...

Değişime asla açık değillerdir. Dogmatik/bağnaz tiplerdir. Sığ ve kör inançlı öğretilerinden kendileri muaftırlar. 

Durduk yere, uyduruk bir bahaneyle; suçsuza sataşarak kavga/dövüş çıkarmada birincidirler. Ardından; artık, gerisi gelir,

objeleri fırlatarak kırarak dökerek istedikleri tabloyu oluştururlar. Yüklü oldukları negatif enerji patlaması gerçekleşir. Yetinmeyip beter durumlar da yaratırlar. Hiç düşünmeden/çekinmeden. Pişmanlık ise asla duymazlar. Üstelik beş beteriyle üste de çıkarlar.

Dünyanın en akıllı en yetenekli en önemli en iyi kişileri olduklarına inanırlar.

Düşmanlaşarak vahşice kötülük yapmaktan geri durmazlar.

Dürüstlüğün sözünü ederler, ancak çıkarlarında; sahteciliğe soyunurlar.

Eleştirirseniz, kendisine ok atmışsınızdır. Cezayı ağır ödetir. Nasıl mı? Sizi suçlamaya başlar ve küçük düşürecek yola anında girerek bedel ödetir. Ufacık bir eleştiri bile tehdittir onlar için... Eleştirdiğinize sizi bin pişman eder.

Empati yoksunudurlar.

Etkileyicidirler çünkü rol yaparlar, göz boyarlar. ‘Kişilik’leri gereğidir bu tutumları...

Geçerli nedeniniz gerekçeli bile olsa affetmezler.

Gerçek “Narsisist” leri başınızdan atmaktan başka çare yoktur.

Gergin, huysuz, sinirlidirler. Beklentileri hep yüksektir. Emirleri derhâl yerine getirilmelidir. Sabırları yoktur. İstediklerini yapmaz iseniz terör estirirler.

Güç, başarı, ün, para, güzellik ve âşk ön plândadır.

Güç, âşk, para, ün elde edildikten sonra sıra insanları kolaylıkla elde etmeye, kullanmaya gelir.

Güç ve konum önemlidir. Gerekirse hile/etiket ve yalan kullanılmalıdır, mübâhtır.

Her konuda en iyi ve doğruyu salt kendileri bilirler. Hiçbir şeyleri asla beğendiremezsiniz!

Her gittikleri yerde kırmızı halıyla karşılanmalıdırlar. Saygı sevgi beklerler.

İdeallerine ulaştıklarında gerçek kimlikleri belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Ve narsisist kişilik, duruma göre ilkelerini değiştirmekten kaçınmaz. Canavarlaşırlar.

İleri derecede narsisist, rolünü daha da güzel oynayarak sizi pekâla yanıltabilir.

İlle de "ben" diyen zalimler olarak, ancak kötülük yapınca rahatlarlar. Zehirlerini akıtırlar.

İşlerine gelmeyen her ne varsa, yadsınarak savuşturulur.

İnsanlar narsisistlerin yaptıkları işleri beğenir. Ama kişiliğinden nefret eder. Onlardan kaçarlar.

İnsanları sömürürler. Ve kolayca karalar, silerler de.... Karşısındakileri; 'limon gibi sıkar, kabuğu gibi atarlar' ve yine, 'yumurta üzerinde yürütürler' örneklemeleri abartı değildir.

İstediklerini yapmaz iseniz terör estirirler.

İmparatorluk kurarlar ve yasalarını saptarlar, karşı taraf uygulamak zorundadır. Teşekküre gerek duymazlar.

İyi yarışırlar, ama kaybetmeyi hiç sevmezler. Hırslıdırlar. Herşeyi kontrol etmek isterler. Baskıcıdırlar.

Kendilerini ancak özel kişilerin anlayabileceğini düşünürler.

Kendilerine güvenmedikleri için hekime dünden güvenmezler.

Kendilerine ayrıcalıklı davranılmasını beklerler.

Kendisine iyilik yapmaya doyamaz.

Kendisine toz konduramaz.

Kendilerini özel ve önemli görürler, devamlı saygı beklerler. Sinsi ve resmî duruşludurlar.

Kendilerine iltifat edilmesi için ortam hazırlarlar.

Kendileri her şeyi herkesten daha çok hak etmektedirler. Çünkü ayrıksıdırlar. “ Özsever”!!!

Kendilerini öylesine beğenirler ki; “ Ayna ayna söyle bana, var mı benden daha güzeli?” tümcesi “Narsisizm” in simgesi olmuştur.

Kendilerini eleştirmek olanak dışıdır. İyi amaçlı eleştiri bile yapılamaz. Aşağılanmış olma biçimin de yorumlayıp aşırı öfkeyle büyük tepki verirler.

Karşısında düşman bellediği kişiyi; "yok etmek" için her türlü yol/yönteme başvururlar! Hiç düşünmeden!

Kişiliğin parçalanması/bilinç dağınıklığıyla zaman zaman sessizliğin gücüyle de oluşan karmaşık yapılarında bir bütünlük yoktur!

Kişilikleri bütünlüklü değildir.

Kimi olguları mutlaklaştırmak için; sanal tanık, hafiye görevlendirme gibi işlerin peşine koyulurlar.

Korku içinde yaşarlar, ama cesaretliymiş gibi bir görüntü vermeye çalışırlar.

Kötü huylulardır. Kötülük görecekleri duygusuyla tedirgin yaşarlar her an... Kendilerini yer ve tüketirler sonunda...

Kuralları çıkarları doğrultusunda ustaca değiştirirler. İnsanları enayi yerine koyarlar. Başkalarını kullanmaktan keyf alırlar.

İdeallerine ulaştıklarında gerçek kimlikleri belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Ve narsisist kişilik, duruma göre ilkelerini değiştirmekten kaçınmaz. Canavarlaşırlar.

 “Machiavelli Felsefesi” çok hoşlarına gider ve uygularlar. Amaca ulaşmak için, seçilecek en akılcıl yol ipin altında ve üstünde oynamaktır. Narsisist bu yolu izler.

Minnet ve vefa duygusundan yoksundurlar. Ama kendileri için isterler.

"Maskeli Yüz"lerinin altına çok şeylerini gizlerler.

Michelangelo'nun, narsisistik tablosu bu tipleri betimlemektedir.

Mutsuz kişilerdir. Bir şey beğendiremezsiniz. Nankördürler!!!

Narsisist kişilerle yaşayanlar "kimliksiz" olmak zorundalar. Nedenini aramayınız! Çünkü kölesinizdir, kulsunuzdur. "Hiç"sinizdir!

Narsisist kişilerle yaşayan suçsuz kişiler, kendilerin de suç aramaya başlarlar. Yıpranırlar. Ve yaşamları mahvolur.

Narsisist kişiler başkalarının gereksinimini, arzusunu, yeteneğini görmezler.

"Narsisistler"in sevecen ve saygılı görüntülerine aldanmayınız. Yapaydır. Onlar sizde ki çıkarlarını sevmektedirler. Koşullu sevgidir.  Yakınları kendi uzantılarıdır, bireyler değil!

“Narsisist”lik bir “kişilik bozukluğu” olduğundan akıl tam olarak kendisini gösteremez. Yani kişi akılsızca işleri rahatlıkla yapar.

Olayların oluşumu/gelişimi/örgüsüne bakıldığında; yaşamlarının ne denli alt-üst olduğu da görülebilir. Çözülme aşamasıyla çöküşe geçtikleri gerçeği yadsınamaz. 

Onurlu düşman, dürüst rakip bile olamazlar!

Otomobil kullanma biçimleri bile, size tipik bir göstergedir.

Öfke, kin ve düşmanlık duygusu taşırlar.

Öfkeyle kalkıp zararla otururlar. Çünkü fevrî davranırlar. Bu ani karar kendilerini yanlışa götürür.

Özür dileme gereğini asla duymazlar. Çünkü her daim suç karşı tarafındır!

Övgü beklerler ve bununla beslenirler. Ne kadar kötü oldukları yerine ne kadar iyi "imiş" gibi rolündedirler.

Psikiyatr’a asla gitmezler. Yanlışlıklar kendisinden kaynaklanmamaktadır. Suçlu karşı taraftır. Kusurlu bile değildirler.

“Psikopat”lar zekî olsalar bile akıllı değillerdir. Akıl = zekâ + kişiliktir.  “Narsisist”lik bir “kişilik bozukluğu” olduğundan akıl tam olarak kendisini gösteremez. Yani kişi akılsızca işleri rahatlıkla yapar. Saldırgan ve aceleci , kural tanımaz tutumlarıyla bir noktada kişi kendisini dizginleyemez ve yanlış karar alarak çok önemli ve geri dönüşü olmayan tehlikeli toplumsal yaralar oluşturabilir! Aklını kullanamaz! "Akıl tutulması"yaşarlar! Bölünmüş kişilikleriyle; iç dünyalarında çatışma yaşarlar.

Kendileriyle kavgalıdırlar. Kimilerinin yanlış yönlendirmelerine kolayca kanarlar.

Kim daha "kim" ayırdını/ölçümünü yapamazlar. Kafa karışıklığı içerisinde sürüklenirler.

“Psikopat”lar çıkarları uğruna her türlü yol/yöntemle durumları biçimlendirirler.

Rehberlerinde ki hile ve yalanla en tepeye çıkabilirler. Ama balonları bir yerde söndüğünde ağır yaralanma yaşarlar. Yaşamlarında çok ağır darbeler alırlar, ancak derhâl aynayı karşı tarafa tutarak, "yeniden yapılanma"ya geçerler. Yatay geçiş!

Seçimleri ve yaptıkları işler rastlantı değildir. Hesabı kitâbı yapılıp proje kapsamına alınarak yola çıkılmıştır. Panik yaşarlar, dolayısıyla; "evdeki hesap çarşıya uymayabilir"! Kendilerini yenilmez ve üstün görmeleriyle, karşı stratejiyi kestiremezler. Yanılırlar, büyük kayıplara uğrarlar. Onlar için asıl yıkım budur. Sonlarının geldiği "kırılma noktası"da diyebiliriz. Kaybeden olmayı hazmedemeyen narsisist savunma mekanizmalarını anında devreye sokar. "Yansıtma, Yadsıma, Büyüklenme"yle yeniden biçimlenerek ilkel zıt tepkiler verilir. Çözülüp bölünen benlik yara almıştır. Narsisist'i belki de en iyi tanımlayan Heidegger şu anlatımı kullanır: "Varlık ve Hiçlik"!

Aşağılık duygusu, büyüklük duygusuna dönüştürülür. Zıt tepkiyle! Suçsuza suç yükleyerek kurtuluşunu sağlar. 'Benim yüzümden değil, onun yüzünden' diyerek; olanları karşı taraf üzerinde var etme çabasıdır bu. Kendini kandır ve kaç yöntemini geliştirir, hem de hemen... Yeter ki; kendisi değil, karşı taraf sarsılsın felsefesidir bu sahtelik! Kendi gerçek duygularını kendine bile itiraf edemeyerek kaygıdan kurtulmaktır amaç. Bilinç düzeyinde dönüşümdür. Hedefe ulaşılamayınca; içini kemiren hırsı/olumsuzluğu olumluya çevirme... Muhatap aldığı kişiyi içten içe yargılamadır bu. 'O öyle değil, yalan söylüyorsun, yanlış anlıyorsun, sen bilmezsin' biçiminde ki hakaretlerinin altında yatan; narsisist'in örtmeye çabaladığı kendinin büyük korkularıdır. Aslında narssisist'i sorguladığınızda; gerçekler altında ezilir. Bu nedenledir ki; narsisist kendine yalancı ortam yaratır. Yapılan ise, sakat düşüncelerle olayları istediği biçimde zenginleştirmektir. Gerçeklikten kopuş yaşamasada, kendince geçerli olacak ek düşünceleri oluşturarak yaşar. Sürdürülebilir bir yaşam için, doğası gereği gerçeği artık inkâr edip, bulduğu yol ile oluşturduğu düşüncelerini bağdaştırır. Kendi kendini anlayamayan narsisist, etrafında olup biteni sürekli çıkarsamaya çalışır büyük bir endişeyle... Ne kadar iyi olduğunun farkında olmadığından... 'Herşeyi ben bilirim' tavrıyla kendi başına çorap ören bu sorun üreticisi  narsisist'lerin seçimlerine orantılı sonuç almalarından daha doğal ne olabilir? Özürlü davranış biçiminin bastırılmasıyla birikenler, gün gelir öfke patlamasıyla sonuçlanır.

Sezgileri kuvvetlidir, karşı tarafın neyi duymak istediğini çok iyi fark edip nabza göre şerbet verirler.

Stratejist'tirler. Muhalif oldukları kişileri yok etmek için; 'sindirme, sinirlendirme, tehdit, korkutma' metotlarını uygularlar.

Sözlerinden çok kolayca dönerler. Yan çizerler. Hedef saptırırlar.

Sizi haklıyken haksız duruma düşürürler. Ne yapsanız sonuç alamazsınız. "Havanda su dövmek" gibi.

Sosyal görüntüleri, maskelenmişliğin yansımasıdır!

Tanımlandıkları patolojik durumları kabûllenmezler, temellendirilmesinden ürkerler.  Gerçeği; bozarak/saptırarak/çarpıtarak, karşı taraf üzerinde yanlışlık var ederek aslında kendilerini kandırırlar. Örtü çekerler.

Telâş içinde çok salakça işlerde görürler. Saldırgan ve aceleci, kural tanımaz tutumlarıyla bir noktada kişi kendisini dizginleyemez ve yanlış karar alarak çok önemli ve geri dönüşü olmayan tehlikeli toplumsal yaralar oluşturabilir! Kendi çöküşlerinin de farkında olmazlar. Aklını kullanamaz!  "Akıl tutulması!"yaşarlar.

Toplumsal ortamlarda sevilmezler.

Trafik kurallarına da uymak zorunda değildirler. Ayrıca da her şeyleri ancak kendileri alt edebilirler. Zira üstündürler. Ötekiler kurallara kesinlikle uymalıdırlar.

Tevazu göstermezler kendilerini överler. İnsanları kendilerine hayran bırakırlar. Aslında kendilerine hayrandırlar. İnsanlar bunu böyle bilmeli ve dile getirmeli, kendisini övmelidirler.

Uzun susuçlarla, yapay ve sinsice duruşlarla; sorgulayamadıkları olguların birikiminde patlamaları da kaçınılmazdır.

Unutkandırlar! Ancak bu sıradan, normal unutkanlık değildir! İlintisi ayrıntılı ve farklıdır.

Vitrinleri dolu ama gönülleri boştur.

Yardım sevmeyen kişilerdir. Ama kendi isimlerinin geçmesi şartıyla reklâm için evet demekten kaçınmazlar. Nerde çıkar orda bunlar.

Zaten devamlı “ maskelenmiş, örtülü depresyon “ hâlindedirler. Asla bunu kabul etmezler.

Zarara uğradıklarında; inişe geçmeyi sindiremezler.

Zor, çekilmez çekilemez insandırlar! Ruhları karartıcıdır. Zalimdirler. İşkencecidirler.

*Kernberg (1995). Narsisist ebeveynin narsisist çocuklar yetiştirdiğini ve narsistik bozuklukların bir kuşaktan ötekine

   sürekli aktarıldığını söyler. Çocuğunun öznelliğine, iç dünyasına ilgi duymayan, onun yaşı, o yaşa özgü dönemleri,

   zorlukları ve gereksinimleri olduğunu göz ardı eden; onun görüntüsü ve davranışlarını sürekli değerlendirme

   ölçütleri ile izleyen ve beklentileri ile gördükleri arasında bir fark varsa çocukta utanç yaratan hiddetler yaşayan,

   eleştiriler getiren ebeveyn, çocuk tarafından bu özellikleri ile içselleştirilir. Prosedürel bellek diye

   adlandırabileceğimiz bu içselleştirme sonucunda, herkes yetişkin, karı-koca, veya anne-baba olma zamanı gelince

   çocukluğunda ne gördüyse o olarak davranmaya başlar.

*Narsisistler: "Belâ" değillerse kimlerdir?

 

13/10/2006



Blogcu ile yapıldı